19 Ekim 2009 Pazartesi

alışkanlık

alışkanlık, gençlik yıllarında kapılan, sinsice bünyeye yerleşerek yaşlılıkta zihni ve kalbi esir alan hastalıklar gibi.

hep aynı fıkraları anlatan, tekrar tekrar aynı kitabı okuyan, aynı küçük mahallenin içinde aynı kısa güzergah boyunca gidip gelen, alışverişini hep aynı yerlerden yapıp aynı lokantalarda hep aynı yemeği ısmarlayan ve neden bu kadar sıkıldığını bir türlü çözemeyen insanlar olup çıkana kadarki zamanımızı, aslında ömürlerimizin ikinci yarısında bize eşlik edecek sıkıntı araçlarını belirlemekle geçiriyoruz.

ve ben tam da burada şüpheye düşüyorum işte, sözgelimi bir yandan bartleby ve şürekası (enrique vila-matas), baden baden'de yaz (leonid tsıpkin) ya da nick hornby ile bünyeye yeni hazlar devşiririrken john fowles külliyatını yeniden okumaya başlamanın, döne dolaşa wong kar wai filmleri izlemenin, her kasım ayında dostoyevski okumanın manası ne olabilir diye.

"her on üç ağustos sabahı erkenden uyanıp ilk iş olarak küçük prens okumak"ı ise, sormuyorum bile...

Hiç yorum yok: