24 Haziran 2012 Pazar

'mayo' meselesi

günün sorusu, çoğu zaman cevabını içinde taşıyan, söyleyeceğini söylemiş sorulardır ve hiçbir zaman cevabını arayan sorular olmadı.

bir sınav ya da deneme amacı taşımaz. üstelik 'yazılı yoklama' başlıklı, yedi sorudan oluşan ve "başarılar," dedikten sonra, "istediğiniz sorudan başlayabilirsiniz, sorular eşit puanlı olmayabilir, basit hata puan götürmez," üç adet uyarı notuyla biten bir sınav kağıdım vardır ve 'pekiyi' almak zordur. "pek iyi"den "peki" alanlar ise çoktur.

çıkış noktası bu olmasına rağmen, aldığım ufuk açıcı, şenlikli, en azından beni çoğaltan cevaplar sebebiyle o soruları sormaktan zamanla daha çok keyif alır oldum.

anlayacağınız, soracak sorum olduğunda soruyorum.

*

"bir insan neden mayosunu içine giyer?" sorusunun kaynağı ise genç kuşak sanatçılardan ceren oykut'un geçen yılın sonunda görücüye çıkarttığı "mayom içimde" sergisi.

bir dönem baba zula ile canlı performans(!) sergileyen, barış pirhasan'ın yazdığı "hürrem" masalını desenleyen sanatçı, saldırganlıktan uzak bir tavırla yıkıp kendi ölçeğinde yeniden kurduğu dünyayı konu alan bu sergi üzerine "neden mayon içinde?" sorusuna şu cevabı veriyor: "kendimi sıkışmış hissetmemek için. ufak bir kıpırtı, temiz ve sakin bir deniz parçası yakaladığımızda içine dalmak için önceden tedbirimiz almış olalım diye. hayatta ne olacağı belli olmaz. bu ülkede olanlar bizi köşeye sıkıştırıyor. yaşam alanlarımız daralıyor, nefes alabildiğimiz mekânlar azalıyor. alan açmamız lâzım."

*

benim yaptığım ise, çocukluk ve gençlikten kalma bir kaç fotoğrafa bakarak bu soruyu yeniden düzenlemek ve öyle sormaktı: bir insan 'plaj, spor çantalarına, mağaza ya da marka reklamlı naylon çantalara, yanında havlu, hatta yiyecek-içecek ve oyun kağıtlarıyla birlikte koymaz da neden mayosunu içine giyer?

*

eğer benim gibi fener bekçisi bir ailenin çocuğu olarak neredeyse denize doğmuş değilseniz mavi gözlü bir şehirde yaşıyor olsanız da deniz korkulacak bir şeydir. büyükler olmadan denize gidilmez. kaldı ki, bana bile yüzülmesi yasak olan yerler vardı: sivrikaya'nın arkasına dolanamazdım, med-cezir hallerine göre bazan suyun altında, bazan üstünde kalan mağaralarla dolu fokurdayan kayalıkta yüzmeye hâlâ çekinirim.

aslına bakarsanız, sıkıntının büyüğü fenerde değil, bahçe ortasındaki o üç katlı evde annanemin saltanatında geçen günlerde yaşanırdı. denize gidebilmek için annanemin küçük dayıma vereceği işareti beklerdik. haftada iki, şanslı bir rakamdı.

biz de denizin çağrısına, uzunkum'un orta yerinde gökten düşmüş gibi duran, yarısı denizde kayanın gövdesine yapışmış midyelerin tadına karşı koyamaz denize kaçardık. geceden planlanmış böylesi günlerde mayo ya da şortlarımızı kimselere belli etmeden içimize giyerdik. bunu başaramayanlar ise, "sakızağacı'ndan bin dokuz yüz kırk üç yaz aylarında bir koşu inip dolmabahçe camisinin arkasındaki rıhtımda 'sivil' olarak denize girerdik" diye anlatan ececil ayhan gibi yapardı.

maceramız belli olmasın diye mayo ve şortlarımız kuruyana kadar güneşte bekler, sonra da kolumuzu, yüzümüzü yıkamak için sokak çeşmelerinden birine giderdik. aksi takdirde kola tırnakla atılan bir çizik tende kalan tuz birikintisini ele verir, yediğimiz herze ortaya çıkardı.

liseli ve üniversiteli yılların denizi ise kızlı erkekliydi. her şeye rağmen kadın ve erkek arasında mesafe olduğu zamanlardı ve ayrı ayrı gidilip deniz kenarında birleşilirdi. romantiktik, seviyorduk ve her duyguyu aşk sanıyorduk.

bazan sandalla açılırdık, bazan şehirden uzaklara kaçardık. dedim ya, kadın ve erkek arasında mesafe olduğu zamanlardı ve kızların mayosu, belki sandalla açılırız ya da şehirden uzaklaşır denize gireriz diye daima içlerinde olurdu.

2 yorum:

Hayal Kahvem dedi ki...

Atilla Atalay'ın Deliler Denizi adlı öyküsünü bilir misiniz?

O öyküden öğrendim. Bırakınız içime mayo giymeyi... Yıkanmak, arınmak,ferahlamak, ama en çok içime kaçmak istediğimde, olduğum gibi, üzerimdeki elbiselerle, üstelik kimseler farketmeden, denize girebiliyorum.

Siz hiç gepgece denize girdiniz mi? Dolunay şavkıyorken hem de.
Girdim ben. Kimselerin ruhu duymadı:)

verbumnonfacta dedi ki...

atilla atalay'dan kim 'bişi'ler öğrenmedi ki?

"o an için kendimi üç ordan, iki de önceden vardı, toplam beş kez yalnız hissettim." dediğinde aritmetiği yeniden öğrendim mesela.

bana gelince, günün ve yılın herhangi bir zamanında her türden suda, her şekilde yüzdüm.