17 Temmuz 2017 Pazartesi

yanılgılar tarihi

mustafa kutlu'nun seyfettin'i severdik adlı zarif anlatısında, "cennet bahçesinde oturmuş nusretiye camii'nin minareleri üzerinden marmara'ya, sarayburnu'na, beyaz gemilere doğru bakmıştık," cümlesiyle başlayan bir yer vardır ve herkesin kolayca düştüğü bir yanılgıyla sonlanır: şimdi, herhalde bana kalbini açacak diye bekliyordum.

çünkü, tam da 'şimdi değilse ne zaman' zamanıdır. cevabı da, 'hiçbir zaman'a yazgılıdır.

modern insanın bir başka yanılgısı da, 'anlatırsam anlar' hayalidir. bu yalnızca, anlatmanın kendimizi bir başkasına anlaşılır kılmaya yettiğini sanmak değildir. daha çok, muhatabımıza ne kadar çok şey anlatır, ne kadar çok sırrımızı ona açarsak bize güveneceği, bizi daha çok seveceği, arada daha güçlü bir bağ oluşacağı yanılgısıdır.

oysa hiçbir zaman o mağaraya giremeyiz. el yordamıyla da olsa mağaranın derinliklerine gidebileceğimizi sanmak insana özgü bir iyimserlik hâlidir. sadece mağaranın girişinde durur, bir kibrit yakar ve mağaranın derinliklerine doğru, "kimse var mı?" diye bağırırız.

kimse yoktur.

2 yorum:

mithad selim dedi ki...

" muhatabımıza ne kadar çok şey anlatır, ne kadar çok sırrımızı ona açarsak bize güveneceği, bizi daha çok seveceği, arada daha güçlü bir bağ oluşacağı yanılgısıdır."

oysa bay c. tam tersini söyler!.(aylak adam-yusuf atılgan) muhatabına kendini, her şeyini tüm çıplaklığı ile açarsa tüm gizlerini ve yaralarını göreceği için o'nun bir daha kendisini sevmeyeceğini düşünürdü.

verbumnonfacta dedi ki...

"aylak adam" c.'nin hissettiklerine büyü bozulması derim ben. o yüzden her türden muhatabımın kendine mahrem bir alan ayırmasına itiraz etmem. kırk kapının kırkını da zorlamam yani.

benim bahsettiğim ise biraz farklı. işe yarayacağını sandığım konuda işe yaramaması.